Deri

Deri:

Bütün vücudu dıştan saran koruyucu ve kendini yeni­leyen canlı bir organdır. Ağız, burun, anüs ve benzeri do­ğal delikler düzeyinde yapısı deriye benzeyen ama daha ince olan mukoza adı verilen bir örtü ile birleşir öte yan­dan kalınlığı ile farklılıklar gösterir. Göz kapaklarında ve el sırtında çok ince buna karşılık el ayasında ve ayak ta­banında çok kalındır. Sürtünmeye açık olan bölgelerde nasır adı verilen boynuzsu kalınlaşmalar gözlenir. Deri örtüsünün kasların kasılmalarına bağlı kas kıvrımları, eklem hareketlerine bağlı eklem kıvrımları gibi derin kat­lanmaları el ayakların ve ayak tabanlarında oluştuğu gibi yüzeyler kırışıklıkları ya da derin çizgiler vardır. Deride birçok gözenekler vardır. Bu gözeneklerden kıl ve saçlarımn geçmesin de olanak verilir. Deri, deri altı (hipoder- ma )denilen bağ dokusundan oluşmuş derin bir tabaka sayesinde kaslardan ve aponevruzdan oluşan alt düzlemle­re kayabilir. Deri altı yağ bakımdan zengin gevşek ve esnek bir dokudur. Kişiye ve bedenin çeşitli bölgelerine göre değişiklik gösteren yağ dokusunu oluşturur. Ayak tabanın ve el ayasındaysa tel doku yumacıkları hâlinde az hareketli ve çok dirençlidir. Bazı bölgelerde deriyi kas­maya yarayan kas tabakası içerir.

Deri üçe ayrılır;

1)       Epidermis:

Derinin en üst tabakası ve cildin dış yüzeyidir. Derinin rengini, görünümünü, sağlığını belirten bu tabaka tama­men hücrelerden oluşur. Kan damarlarından yoksundur. Cildi dış etkenlerden korur. Derinin nemini, düzenini sağ­lar. Mitoz bölünme ile çoğalan epidermiste epitelyum hücreler (keratinositler) arasında melonasitler, langerhans ve merkel hücreleri bulunur.

Dıştan içeriye doğru beş tabakadan oluşur:

S    Stratum Comeum

S Stratum Lusidum

S    Stratum Granulosum

S    Stratum Spinosum

S Stratum Basale

  • Dermis:

Asıl deriyi oluşturan “alt deri(Dermis)” deriye elastik­liğini veren lifli ve damarlarla sinirleri içeren bir dokudur. Dermis’in iki tabakası vardır: “stratum papillare” ve “stra­tum reticulare”.

İnce yüzey tabakası olan stratum papillare ince elastik lifler içerir ve adeta bir parmak gibi çıkıntılar oluşturarak daha üstteki tabakanın deriye sağlam bir şekilde tutunma­sını sağlar. Bu parmaksı çıkıntıların içinde yoğun bir kıl­cal damar ağı mevcuttur ve epidermise kan gitmesini sağ­larlar. Stratum papillare aynı zamanda çeşitli savunma hücreleri de içerir (histositler, fıbroblastlar, mast hücreleri ve bağışıklık hücreleri). Ayrıca hissetmemizi sağlayan serbest sinir uçları ile dokunma ve basınç algılayıcıları gibi yapılar da bu tabakada bulunmaktadır.

  • Hipodermis:

“Subcutis” denilen deri altı tabakası dermişin altında bulunur. Aslında bu iki tabaka arasında net bir sınır bu­lunmaz ve her iki bölümün kalınlıkları ve geçiş özellikleri cinsiyete, yaşa, beslenme durumu ve yaşam koşullarıyla, vücudun hangi bölgesinde olduğuna göre değişir. Deri altı doku yapı olarak yağ ve bağ dokusundan oluşur. Temel işlevi taşımak ve bağlamaktır. Eneıji deposu ve mekanik tampon görevi de yapar ve vücudu sıcaklık dalgalanmala­rından korur. Bu tabaka bir altta yer alan kas tabakanın etrafındaki kılıfa kadar uzanır.

Derinin Görevleri

Koruma Görevi: Deri, vücudun her tarafını dış etken­lere karşı koruyan dayanıklı bir örtüdür. İç organlarla dış ortamı birbirinden ayırır. İki tip koruma görevi vardır.

Depo Görevi: Alt deri ve deri altı tabakası, lenf ve kan damarları yönünden zengindir. Bu nedenle deri; kan, su, suda eriyen maddeler, yağ ve karbonhidrat deposudur. Derinin %60-70’i sudur. Su (dermişte), yağ (hipodermis- te), karbonhidrat (hücrelerde) depolar.

Isı Denetim Görevi: Soğuk havalarda otonom sinir sisteminin etkisi ile kıl kası faaliyete geçerek, deri yüze­yindeki porlarm kapanmasına neden olur. Böylece soğuk havanın vücuda girmesini engeller. Sıcakta ise ter kaybı ile vücut ısısının bir kısmı dışarı atılır ve vücut ısısı den­gede kalmış olur.

Boşaltım Görevi (Sekresyon): Vücuttaki zararlı mad­delerin bir kısmı deride, ter bezleri aracılığı ile dışarı atı­lır. Bir nevi dış sekresyon organı gibi görev yaparak böb­rek fonksiyonlarına yardımcı olurlar.

Emilim Görevi: Yağ ve yağda eriyen bazı maddeler deri tarafından emilir. Isı ve nem emilimini kolaylaştırır.

D Vitamini Sentez Görevi: Deri D vitamini sentezle- me ve depolama özelliğine sahiptir. Aslında en önemli görevlerinden biri de budur.

Duyu Görevi: Dermişe yerleşen duyu sinirlerinin, epi- dermise ulaşan alıcı uçları ile ağrı, ısı, sıcak, soğuk ve temas gibi duyuları olabilir.

Solunum Görevi: Porlardan alman oksijen, kılcal da­marlar vasıtası ile karbonhidrat ile yer değiştirir. Buna deri solunumu denir.

Estetik Görevi: İnsana güzel bir görünüm sağlıklı bir cilt verir. Deri altı tabakası derinin altında yastık oluştura­rak derinin düzgün görünmesini sağlar.

Deri anatomisi ile ilgili daha detaylı bilgi için Güzellik Anatomi kitabımdan faydalanabilirsiniz.

Ankara Masaj ve Ankara Masöz Detoks

Ankara Masaj ve Ankara Masöz Detoks

Rasyonel retoks sanatının ilk adımı, beslenme alışkanlıkları­nızı ve diğer yaşam tarzı etmenlerinizi, vücudunuzun, toksik atık yükünün büyük bir bölümünü içerde biriktirip kanda asidoza ve Ankara masaj salonları ‘nda kirlenmeye yol açmadan günlük olarak ata­bilmesine olanak sağlayacak şekilde düzenlemektir. Vücut ken­dini günlük olarak temizleyip dokularda fazla toksin biriktir- mezse, periyodik detoks programlarınız da kolaylaşır. Başka bir şekilde ifade edersek, eğer vücudunuz kendini günlük olarak temizlerse, yoğun arınma programları sırasında yaşayacağınız “iyileşme krizleriniz” hafifler. Etkili günlük detoks aynı zaman­da enerjinizi, fiziksel canlılığınızı ve zihinsel berraklığınızı artı­rarak hayatınızı daha keyifli ve üretken kılacaktır.

Retoks, hayatın otomatik olarak gerçekleşen doğal fonksi­yonlarından biri olsa da, hızını düşürmek üzere rasyonel önlemler alıp içsel kirlenmenin etkilerini hafifletebilirsiniz. Buna ek olarak, aldığınız bu önlemler genel sağlığınız ve yaşam sürenizle ilgili olarak sonucu belirleyici olabilirler. Ankara masaj salonu ‘nda vücudun normal fonksiyonlarından biridir fakat sadece doğal kaynaklar tarafından oluşturulan toksik atıklarla baş etmek üze­re tasarlanmıştır. Günümüzde besinlerden, sudan, havadan, ilaçlardan ve diğer çevresel faktörlerden kaynaklanan ağır ve doğaya aykırı toksin yüküyle baş edebilmek için, bu zehirleri günlük olarak elimine edebilmek ve dolayısıyla birikmeleri durumunda oluşturabilecekleri zararları engellemek adına, bedeninize yardım etmeniz gerekmektedir. Endüstriyel kay­naklı bu kimyasal toksinler, doğal metabolik atıklara kıyasla kanınızı çok daha çabuk kirletip dokularınızı çürütürler ve eğer periyodik olarak atılamazlarsa hızla hastalıklara, bozulmalara ve erken ölüme sebep olurlar.

Vücudun arınma ve kendini temizleme mekanizmalarının gece ve gündüz sürekli çalışması için gereken doğru ‘iklimi” yaratmanın kilit etmenleri oksijen ve alkalilerdir. Kan ve doku­lar yeterince alkalik ve oksijenleştirilmiş olduğu sürece, kendile­rini doğal olarak temizleyip dengeleyebilirler ve böylece beden de toksinleri ortaya çıktıkları anda nötrleştirip elimine edebilir. Kan ve dokuları günlük bazda alkalik yapıp oksijenleştirmek için alınabilecek önlemler arasında en etkilisi, vücutta gece ve gündüz hiç durmadan Ankara masaj hayatın en temel iki elementinin -hava ve su- doğru kullanımıdır. Hava ve su gerektiği gibi kul­lanıldığında, sisteme girerken vücudu sürekli alkalik yapar ve oksijenleştirirler; dışarı çıkarken toksik kalıntıları ve asidik atık­ları elimine ederler.

Günümüz dünyasında günlük detoks uygulayabilmek için hiçbir şey, Bölüm 2’de anlatılan alkalik yapılmış, iyonize ve mikrokümelenmiş (mikro su) içmekten daha hızlı ve etkili olamaz. Gün içinde sürekli bu tür hareketlendirilmiş masaj Ankara içmek ve yemeklerinizi bu tür suyu kullanarak hazırlamak, vücuda sürekli bir detoks ve arınma aktivitesi sağlar. Negatif elektrik yüklü iyonize su, güçlü antioksidan özellikleri sayesinde kanda­ki ve dokulardaki toksik kalıntıları nötrleştirir, mikro-kümelen- miş mineraller ve su molekülleri hücre duvarlarından kolayca geçerek dokularda yeterli hidrasyonu ve mineralleştirmeyi sağ­larken, hücresel sıvılar düzeyinde bedenin pH dengesini düzen­ler.

Negatif iyonlar aynı zamanda, içsel detoksu kolaylaştırmak, bedeni alkalik olmuş ve oksijenleşmiş konumda tutmak için havada bulunması gerekli olan elementlerdir. Soluduğumuz havadaki oksijen molekülleri iyonize olduklarında vücutta daha biyo-aktif hale gelirler, arındırma ve iyileştirme özellikleri çok güçlenir. Havadaki negatif iyon sayısı, havanın yaşam destekle­me kapasitesinin kesin bir ölçüsüdür ve bu enerji olmadan hava sadece bir durgun gaz kokteylidir. İçindeki negatif iyon sayısı düşük veya sıfır olan “ölü hava” solumak, kronik halsizliğe, kronik kan zehirlenmesine ve vücudun kronik yıpranmasına katkıda bulunan temel etmenlerden biridir; dolayısıyla, günü­müzde insan sağlığı için en büyük tehditlerden biri haline gel­miştir. Dağlarda bir ormanın içinde veya bozulmamış bir deniz kıyısında yaşamak şüphesiz problemin en iyi çözümüdür, fakat herkes için mümkün değildir. Diğer uygulanabilir alternatif ise, evlerimizdeki ve ofislerimizdeki ölü havayı negatif iyon jenera­törleri kullanarak şarj etmek veya her gün GEOMED Hareket­lendirilmiş Hava Sistemi’nin ürettiği saflaştırılmış ve süper-şarj edilmiş havayı 30-60 dakika solumaktır.

Biyo-aktif hava solumanın yam sıra, göğsün dar üst kısmı ile değil de, diyaframı kullanarak karnın altına doğru nefes almayı öğrenmek de çok önemlidir. Doğru diyafram nefesi, kamn ve dokuların oksijenleştirilmesini büyük oranda artırırken, kar­bondioksit atılımını da hızlandırır. Kan üzerinde çok hızlı bir alkalik yapma etkisi vardır; dolayısıyla, alman her nefeste asi- dozu önlerken, detoksa da yardımcı olur.

Hava ve suyun yanı sıra, besin ve takviyeler gibi diğer etmenler de, kanı ve dokuları alkalik yapmak ve vücudun ken­dini temizleme fonksiyonlarına destek olmak amacıyla kullanı­labilir. Taze sıkılmış çiğ meyve suları özellikle hızlı ve etkili alkalik yapıcıdırlar; her gün bir-iki bardak içmek, asidozu engellemek ve toksik atıkların hızla elimine edilmesine yardım etmek için çok iyi bir yöntemdir. Chlorella, spirulina ve buğday çimi suyu gibi tüm yeşil besinler, Kelt deniz tuzu, deniz mine­ralleri ekstreleri, C ve E vitamini, betakaroten, çinko ve selen­yum gibi antioksidanlar, kanı ve dokuları alkalik yapmak ve arındırmak için takviye olarak kullanılabilir. Besinlerden, sudan ve mineral takviyelerinden kalsiyumun maksimum özümsene- bilmesi için gerekli olan D vitaminini vücudun yeterli oranda üretmesini sağlayan güneş de bu süreçte hayati bir rol oynar. Kalsiyum vücudun temel içsel alkalik yapma ajanı ve tüm detoks sürecinin gerekli bir elementi olduğu için, güneş ışığı, asidoz ve kan zehirlenmesine karşı vücudun günlük direncini sağlamak açısından önemli bir destek faktörü olabilir.

Tüm bunları anlattıktan sonra, insan sağlığını belirleyen detoks/retoksun karmaşık denklemlerindeki ana faktörün diyet olduğunu söylemeliyim. “Yediklerimizden oluşuruz”, içi boş bir slogandan daha fazladır: Hayatın temel gerçeğidir. Diyetini­zi, trofolojinin -besin bilimi- prensiplerine göre tekrar dengele­mek ve vücudunuzdaki hayati fonksiyonlar ve pH dengesi açı­sından değerlendirmek, rasyonel retoks yolunda atılacak ilk iki adımdır. Diyetin önceliğinin sebebi basittir: Yanlış besin seçim­leri ve yanlış gıda kombinasyonları kandaki asidozun ve doku­lardaki zehirlenmenin ana sebepleri haline gelmiştir ve bu da hastalıkların ve bedendeki yıpranmanın başlangıç şartlarıdır. Bir kez sağlıksız besin bağımlılıkları bırakılıp asit oluşturan yemek alışkanlıkları kırıldığında, yerine yeni ve sağlıklı beslen­me âdetleri edinmek zevklidir; vücudun düzenini bozmak ve yıpratmak yerine onu besleyip dengeleyen sağlıklı alkalik yapıcı besinler için yeni bir damak zevki geliştirmek de çok kolaydır.

Bir sonraki bölümde içsel kirlenmeyi minimize edip sindiri­min verimliliğini maksimize edecek besin kombinasyonlarını oluşturmanın en önemli kurallarını gözden geçireceğiz. Vücut­taki etkilerinin ve yan etkilerinin ışığı altında ana besin katego­rilerini inceleyip günümüzde hangi besinlerin sağlıklı ve güven­li olduğuna ve hangilerinin olmadığına karar vereceğiz.

Beynin İlginç Bölgeleri

Beynin İlginç Bölgeleri

Gyrus cinguli (beyindeki coşku, mutluluk ve enerjinin merkezi) ve tehlike karşısında tarayıcı görevi yapan amigdala (otantik duy­guların depolandığı yer) korku anında dopamin salgılar. Olay anın­da çekilen fotoğraf hafızaya kazınır. Duygusal çatışma anında fotoğ­raf karesine giren her türlü obje ve renk ileride o olayı hatırlatacak unsurları içerir. Olay anındaki ses, koku, tat, dokunuş da kaydedilir. Yaşadığımız sürece bu imgeleri hatırlatacak etki; ilgili duygusal ça­tışmayı harekete geçirir. Etki gelir gelmez olayın hemen ilk olduğu duygulanım durumu içine gireriz.

Hipotalamus’ta. medial preoptik alan cinsellikle ilgilidir. Erkekte kadına göre 2,5 misli büyüktür. Ereksiyon başlaması için gereklidir.

Temporoparietal bağlantı, çözüm arayıcıdır. Beynin bilişsel duy­gudaşlık ağıdır. İlgili diğer kişilerin bakışını da hesaba katarak, sıkın­tı yaratan sorunları çözmek için beynin kaynaklarını seferber eder. Erkek beyninde duygusal paylaşım, esnasında daha aktiftir. Daha hızlı devreye girer. Hızla “derhâl sorunu gider” şeklinde çözüme yö­nelir.

Dorsal premamiller nükleus, “çöplüğünü koru” bölgesidir. Hipotalamus’tadır. Erkeğin içgüdüsel tek adamcılık, bölgeyi koru­ma, korku ve saldırganlık devreleri sistemini içerir. Erkekte kadına nazaran daha büyüktür. Diğer erkeklerden gelebilecek sınır ihlalle­rini tespit etmek üzere özel devreler barındırır. Erkeği potansiyel iş­gal tehlikelerine karşı hassas kılar.

Hipofiz, doğurganlık hormonları üretim tesisidir. Süt üretimi, beslenme güdüsü ve yönetiminde etkilidir. Anne beyninin harekete geçmesi için alarm vericidir.

Hipotalamus, hormonal senfoninin orkestra şefidir. Kadınlarda daha erken faaliyete geçiyor.

Hipokampus, hiçbir kavgayı, romantik karşılaşmayı veya sev­gi dolu anı unutmayan bölgedir. Kadında büyük ve aktiftir. Tehdit, korku ve tehlike anında devreye giren alarm sistemidir. Duygusal dürtüleri yönetir. Testosteron, vazopressin, kortizon hormonları tara­fından dövüşmek üzere harekete geçirilir. Oksitosin tarafından sa­kinleştirilir. Erkekte daha büyüktür.

Anterior Singulat bölge, beynin sosyal onaylama veya reddi ölçen barometresidir. “Kabul edildim-edilmedim” bölgesidir. İnsanı en te­mel hatayı, “Başkalarından çok farklıyım.” düşüncesini hayata geçir­mekten alıkoyar. Beynin sosyal hataları değerlendirme merkezidir. İş veya işimizde hedefi tutturamadığımızda uyarır. Ergenlikte duy­guları saklamak için yüz ifadelerini ayarlamaya yardım eder.

Ventraltegmental alan, motivasyon merkezidir. Beynin merkezi­nin derinliklerinde bulunur ve hareket isteklendirmek, ödül hissini başlatmak için gerekli bir nörotransmitter olan dopamini üretir. Er­kekte daha aktiftir.

Periakuaduktal gri bölge, istemsiz zevk ve acıyı kontrol eder. Bey­nin acıya ilişkin devresidir. Erkekte daha aktiftir.

însula, sezgilerden sorumlu merkezdir. Kadında daha geniş ve aktiftir.

Prefrontal korteks, beynin CEO’sudur. Eldeki mesele ile ilgilenir. İyi değerlendirmeler yapar. “Buna şimdi tüm dikkatini ver” alanıdır. Dürtüleri frenlemek için engelleme sistemidir. Kadında daha bü­yüktür. Cinsel performans endişe merkezidir. Erkekte daha küçük­tür. Seçenekleri, taraftar anlaşmazlıklarını saptar, kararlan biçimlen­dirir.

Ankara masaj salonları baş ağrısı

Ankara masaj salonları baş ağrısı ve trigeminal nevraljinin nedeni nasıl çözüldü?

Geçmişim, ağrıların kaynağına ulaşmamda ve çözümler üretmemde bana her zaman yol göstermiştir. Çocukluğumda babamın kavanozda duran çekil­miş sağlam dişlerine bakarken bir gün babamın çektiğine benzer ağrılara Ankara masaj salonları ile çare bulacağımı bilmiyordum. O günlerden aklımda kalan “Mehmet sağlam dişlerini çektirip duruyorsun, ne olacak bu halin?” diye soranlara babamın “Çektireceğim, bu ağrıdan kurtulmak için hepsini çektireceğim” demesidir. Babamın yaşadıkla­rının bu bölümde anlatılan baş ağrılarını çözmemde büyük katkısı olmuştur.

Tıp eğitimimin 3. yılında öğrendiklerim de bu sürece ışık tutmuştur. Ankara masaj salonları  (hasta ile ilk karşılaşma) dersinde hastadan öykü almam için hoca beni tahtaya kaldırmış, hastaya acemice sorduğum soruları eleştirerek doğrusunu anlatmıştı. O gün çok utanmıştım ama aldığım ders bu hastaları iyi dinlememi ve ağrıların nedenini çözmemi sağladı.

Daha önce de belirttiğim gibi ‘ağrı bedene zararlı olanı hissetmektir. Ağrı varsa sistemde bir yerlerde sorun vardır.’ Bu bölümdeki ağrıları çeken hasta­ların çoğunluğu ağrının dişlerinden kaynaklandığını hissetmekte ama tedavi­de bu dikkate alınmamaktadır. Sorun nerededir?

Hocamın da söylediği gibi:

“Hastalar şikâyetlerini anlatırken farkına varmadan her zaman tanıları­nı da söylerler. Yeter ki hekim dinlemeyi bilsin.”

Bu gruptaki hastaların çoğunluğu ilk diş hekimine başvurarak ağrısının dişten kaynaklandığını söylemektedir. Küme baş ağrısı hastalarının yüzde 60’ı önce diş hekimine gider. Geriye kalanların bir bölümü ağrılarının dişten kay­naklandığı söylendiğinde bağlantıyı kurarken bir bölümünün dişlerle ilişkili hiçbir algısı olmaz.

Trigeminal nevraljideki durum daha ironiktir. Çünkü bu hastaların yarısın­da ağrı Ankara masaj salonları tedavisi sırasında veya hemen ertesinde ortaya çıkar. Çoğunlukla ağrıları son tedavi edüen dişten başlamaktadır. Diğer yarısı ise herhangi bir za­manda başlayan ağrısının dişinden geldiğini düşünüp yine diş hekimine gider. Sadece yüzde 1 kadarı doğrudan nevralji için nöroloğa başvurur. Bu hastalar, diş tedavileri yapıldıktan sonra ya da çoğunlukla başlangıçta dişinde sorun olma­dığı söylenerek -aslında dişte problem vardır- nöroloğa yönlendirilmektedir.

Beş yıl kadar önce bazı baş ağrılarının sadece diş-çene kompleksinden kay­naklandığı doğrultusunda radikal bir karar vererek çalışmaya başladım. Çok sayıdaki hastamdan aldığım sonuçlar düşüncemi doğruladı.

 

Bu durum şimdiye kadar neden tespit edilememişti?

Çünkü ilk olarak ağrı çeken Ankara masaj salonları ağrısını çok iyi dinlemek, dinlerken Tissot’un söylediği gibi bedendeki bir bölgenin, başka bir bölgeden dolayı acı çekebileceğini düşünmek, ikinci olarak ise dişlerdeki problemin tespit edilebil­mesi için diş hekimini bu hastalara özgü hassasiyette muayene etme konusun­da bilinçlendirmek gerekiyordu.

Diş hekimliği ustalaşması zor bir zanaat gibidir, bu nedenle ideal tedaviden sapmalar kaçınılmazdır. Toplumun genelinde sorun yaratmayan bu sapmalar migren ve baş ağrılı olan özel grupta ciddi problemlere yol açabilmekte, teda­videki küçük eksiklikler bile oluşturdukları olumsuz uyaranlarla baş ağrısını tetikleyerek sistemi altüst edebilmektedir. Diş hekimi, neredeyse kırk kat şilte­nin altındaki fındık tanesini hisseden prenses hassasiyetiyle olumsuz uyaran­ları algılayan hastalara baktığını bilmelidir. Çünkü bu hassas hasta grubunda kanal tedavisindeki minimal eksiklik ya da dolgunun altındaki dikkat çekme­yen çürük çok ciddi ağrılara neden olabilmektedir.

Küme baş ağrısı ve trigeminal nevralji bu ağrılara tipik örneklerdir. Ayrıca, IHSde (Uluslararası Baş Ağrısı Derneği) primer baş ağrısı olarak sınıflandırıl­mış ağrılar içinde de sadece diş-çene kompleksine bağlı gelişmiş baş ağrıları var­dır. Primer baş ağrıları nedeni bulunamayan baş ağrıları olarak sınıflandırılsa da bu ağrıların çoğunluğunun nedenini Gökmen Yaklaşımı ile tespit edebildim.

Bu bölümde IHS sınıflamasındaki baş ağrıları diş-çene kompleksine bağlı nedenleri içeren bir yaklaşımla daha farklı sınıflandırılarak, IHS sınıflamasın­da sekonder (nedeni belli olan) baş ağrıları içinde yer alan trigeminal nevralji de diş-çene kompleksine bağlı baş ağrıları grubuna dâhil edilmiştir.

Diş-çene kompleksindeki problemlerden kaynaklanan baş ağrıları:

  • Küme baş ağrısı (Cluster Headache)
  • Migrenöz küme baş ağrıları (süresi ve şiddeti migrene, ağrının yerleşimi ve eşlik eden belirtileri küme baş ağrısına benzeyen ama kümenin düzen­li ağrı döngüsü olmayan migrenle küme baş ağrısı arası tablolar)
  • Migrenlerin bir bölümü (ergenlik dönemi migrenlerle, değişmeyen tek taraflı gözü de içine alan migrenlerin çoğunluğu)
  • Trigeminal nevralji
  • Trigeminal nevraljili küme baş ağrısı (küme baş ağrısı tablosuna arada eklenen nevraljik anlık çakma, elektriklenme benzeri şikâyetler)
  • Küme baş ağrısı özellikli trigeminal nevralji (küme baş ağrısı belirtilerinin trigeminal sinir alanında ve kısa sürelerle nevralji gibi sık tekrarlaması)
  • Tek gözde glokom (göz tansiyonu) ya da papil ödemi (göz sinirinde ödem) ile seyreden atipik vakalar
  • Temporo mandibular ekleme yani çene eklemine bağlı baş ağrıları (mig­ren, gerilim baş ağrısı özelliklerini taşıyan ve bu tanılarla izlenen ama diş sıkma ve çene eklemi sorununa bağlı baş ağrıları)
  • Primer stabbing headache (yüzde tek taraflı saplanıcı ağrı)
  • Hypnic baş ağrısı (yaşlıları uykudan uyandıran gece baş ağrısı)
  • Baş ağrılarının hemen hepsinde diş-çene kompleksinin önemli bir rolü var­dır ama yukarıda sınıflandırılan ağrıların tümü sadece diş-çene kompleksin­den kaynaklanmaktadır.

Bu ağrıların bazı ortak özellikleri dikkat çekicidir:

  • Diş-çene kompleksindeki problemler ağrının temel nedenidir. Bu problem­ler çözülmediği sürece hiçbir tedaviye cevap vermeyen dirençli ağrılardır.
  • Genellikle kullanüan tüm ağrı kesici, migren ilaçları etkisizdir. Baş ağrıları­nın çözümünde akupunktur, nöral terapi ilaca göre daha etkili tedavilerdir. Ama bu gruptaki ağrılarda onlar da ya etkisiz ya da geçici etkili olmaktadır.
  • Diğer baş ağrısı ve migren tipleriyle karşılaştırıldığında daha şiddetli, da­yanılmaz ağrılardır.
  • Hastaların yarısından çoğu ağrılarının dişle bağlantısının farkındadır.
  • Diş-çene kompleksindeki problemlerin tedavisi sonunda halen şikâyetler devam ediyorsa yapılan tedaviler tekrar gözden geçirilebilir ya da ek te­davi gerekliliği (gece plağı kullanması, iyi görünen eski bir dolgunun de­ğişim gerekliliği gibi) değerlendirilmelidir.
  • Bu hastalarda baş ağrısı sorununun diş tedavileri uygun tamamlandığın­da çözülebileceği unutulmamalıdır.

SHRED tekniğinde smoothie tarifleri

SHRED tekniğinde smoothie tarifleri

Smoothie’ler muhteşemdir. Meyve ve sebze tüketmenin lezzetli bir yoludur, bu şekilde kaloriler de kontrol edilebilir. SHRED tekni­ğinde program boyunca size belirli öğünlerde smoothie seçenekleri sunuldu. Uygun fiyatlı bir blender’la kendi içeceğinizi hazırlamak çok kolay. Bu İçeceklerin çoğunu hazırlamak beş dakikanızı bile almaz. Her zaman kendi içeceğinizi hazırlayamayabllirsiniz. Başkasına hazırlatmanız tabii ki sorun değil, ama kalori miktarının mönüdekine uygun olduğundan emin olun. Buna dikkat edin, çünkü önemli.

Kendi içeceğinizi hazırlarken tarifin porsiyon miktarına dikkat edin. Bazı tarifler iki veya daha fazla porsiyonken bazıları ise bir porsiyondur. Bir öğünde sadece bir porsiyon tüketmeniz gerekiyor.

Oyüzden eğer tarif birkaç porsiyonluksa geri kalanı bir saklama kabına alıp, sonra tüketmek üzere dolaba kaldırın.

Tariflere mümkün olduğunca uyun. Şeker eklemek İsteyebilir­siniz ama bunu yapmamaya çalışın. Eğer eklemeniz gerekiyorsa birkaç porsiyonluk tariflerde 1 çay kaşığı şekerden fazlasını İlave etmeyin. Bazı tarifler şeker içerebilir. Bu tariflerde şeker kullanma­nızda sorun yok. En önemlisi, meyveleri değiştirip, tatları kombine ederek denemeler yapmanız. Kendi içeceğinizi karıştırmak söz konusu olduğunda büyük bir tat esnekliğiniz var.

Not:

Süt İçeren bütün tariflerde yağsız süt, az yağlı süt, soya sütü, badem sütü veya keçi sütü kullanabilirsiniz.

ilave şeker içermediği sürece dondurulmuş meyve kullanabilir­siniz.

 

Toplam hazırlama süresi: 10 dakika

Porsiyon: 1

200 kalorinin altında

1/4 bardak vanilya aramalı soya sütü ya da az yağlı süt 1 top az yağlı vanllyalı dondurma 1/2 bardak dondurulmuş ve doğranmış çilek ya da 1/2 bardak doğranmış çilek ve 4 adet buz 1 adet soyulmuş ve dilimlenmiş şeftali

Sütü blender’a doldurun, üzerine dondurma, çilek, buz ve şeftali dilimlerini ekleyin. Pürüzsüz bir kıvama gelene kadar karıştırın.

Meyve gücü içeceği                                     193

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 4

200 kalorinin altında

1 bardak çilek 1/2 bardak yabanmersini 1 adet soyulmuş ve dilimlenmiş kivi 1 adet doğranmış muz 1 bardak buz

1 kutu (250 gram) şeftalili yoğurt 1 /2 bardak taze portakal suyu

Blender’da çilek, yabanmersini, kivi, muz, buz, yoğurt ve portakal suyunu pürüzsüz bir kıvama gelene kadar karıştırın.

Toplam hazırlama süresi: 10 dakika

Porsiyon: 1

200 kalorinin altında

1/2 adet doğranmış muz 1/2 bardak dondurulmuş çilek

1,5  yemek kaşığı ketentohumu 1/2 bardak yağsız yoğurt 1 çay kaşığı bal

Bütün malzemeleri blender’a koyun ve püre haline gele­ne kadar karıştırın.

Çilekli ananaslı smoothie

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 2

200 kalorinin altında

1 bardak dondurulmuş çilek 3/4 bardak ananas suyu 3/4 bardak süt 1 yemek kaşığı tozşeker 1/2 bardak vanilyalı yoğurt 6 adet buz

Çilek, ananas suyu, süt, şeker, yoğurt ve buzu pürüzsüz kıvama gelene kadar blender’da karıştırın.

 

HHHHK Limonlu smoothieHBHİH

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 4

200 kalorinin altında

1 bardak taze yabanmerslnl 1 bardak taze çilek

1 kutu (250 gram) yabanmerslnli yoğurt

1,5  bardak yağsız süt

1  bardak buz 1/2 limonun suyu

Yabanmerslnl, çilek, yoğurt, süt ve buzu blender’a koyun. Limon suyunu ekleyin. Pürüzsüz bir kıvama gelene kadar karıştırın.

¡^■1 Leziz meyveler ¡■HHHI

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 4

200 kalorinin altında

2  bardak dondurulmuş karışık çilek, yabanmersini, ahu­dudu, böğürtlen vs.

1 adet doğranmış muz 1 bardak süt

1 bardak çilek aramalı yoğurt 1 /2 çay kaşığı tozşeker (arzuya göre)

Karışık meyveler, muz, süt, çilekli yoğurt ve şekeri blender’a koyun, pürüzsüz kıvama gelene kadar çırpın.

 

1/2 bardak buz

1/2 adet doğranmış muz

1/2 bardak yoğurt

1/2 bardak böğürtlen

1 yemek kaşığı tozşeker (arzuya göre)

Muz, yoğurt ve buzu blender’da pürüzsüz bir kıvama gelene kadar karıştırın. Böğürtlen ve şekeri ekleyerek pürüz­süz kıvama gelene kadar karıştırın.

196                                    Eğlenceli smoothie

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 3

200 kalorinin altında

1 bardak taze veya dondurulmuş ahududu 1 adet küçük doğranmış muz 1/2 bardak elma suyu 1 bardak süt

1/2 bardak ahududulu yoğurt

 

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 1

200 kalorinin altında

1/2 bardak doğranmış mango

3  yemek kaşığı az yağlı yoğurt 2/3 bardak yağsız süt

1/2 çay kaşığı tozşeker veya 1/2 çay kaşığı bal

4  küp buz

Mango, yoğurt, süt, buz ve şekeri -veya balı- blender’da karıştırın. Pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırın.

Yabanmersinli smoothie

197

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 2

200 kalorinin altında

1 bardak yabanmersinl

1    bardak doğranmış mango

1/4 bardak vanilyalı soya sütü, badem sütü, yağsız süt ya da su

1    bardak yoğurt

1/4 bardak buz parçası (arzuya göre)

Bütün malzemeleri blender’da pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırın. Eğer taze yabanmerslni kullanırsanız İçece­ğiniz oda sıcaklığında olabilir. Arzu edilen soğukluğa gelene dek buzdolabında bekletin. Hemen İçmek istiyorsanız, içine 1/4 bardak buz parçası eklemeniz yeterli.

 

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 2

200 kalorinin altında

1/2 bardak doğranmış çilek 1/2 bardak yabanmersini 1/4 bardak az yağlı yoğurt 3/4 bardak taze elma suyu

2    bardak buz

Bütün malzemeleri blender’a koyun ve düşük devirde, pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırın.

198

Fantastik smoothie

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 4

200 kalorinin altında

1bardak yabanmersini

1.5  bardak ahududu

2  adet soyulmuş ve doğranmış elma

3  yemek kaşığı tozşeker (arzuya göre)

1.5  bardak buz

1/2 bardak az yağlı vanilyalı yoğurt

 

Meyveli twist

2    adet dilimlenmiş portakal 1 bardak taze veya dondurulmuş ahududu

1  bardak taze veya dondurulmuş yabanmersini 1/2 bardak yoğurt 1/2 bardak buz

Bütün malzemeyi blendar’a koyun ve pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırın.

Ahenkli smoothie

199

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 2

200 kalorinin altında

2  bardak dondurulmuş karışık çilek, yabanmersini, ahu­dudu, böğürtlen vs.

1 adet dilimlenmiş armut 1 bardak ilave şeker İçermeyen nar suyu 1 bardak buz

 

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 2

200 kalorinin altında

1/2 adet doğranmış elma 4 adet doğranmış karalahana yaprağı 1/2 bardak doğranmış mango

6  adet doğranmış marul yaprağı 1/4 bağ taze maydanoz sapı 1 adet doğranmış zencefil kökü 1 bardak su

Bütün malzemeleri blender’a koyun ve düşük devirde, pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırın. Buzdolabında bek­letin ve dondurulmuş olarak servis edin.

200

muzlu smoothie J£9Bİ

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 4

200 kalorinin altında

3.5  bardak doğranmış çilek

3      adet doğranmış muz

1.5  bardak az yağlı yoğurt 1/4 bardak portakal suyu

1/4 bardak süt veya soya sütü

1.5  yemek kaşığı bal

1         bardak buz

Bütün malzemeyi blender’a koyun ve pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırın.

 

Down under

1 adet doğranmış kivi 1/4 adet doğranmış ananas 1 adet doğranmış portakal 1/2 adet doğranmış muz

7  adet doğranmış çilek 1/2 bardak yoğurt 1 bardak buz

Bütün malzemeleri blender’a koyun ve pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırın.

HHHB Elmalı muzlu smoothie -İHHBHİ

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 2

200 kalorinin altında

1 adet doğranmış elma

1    adet doğranmış muz

2   yemek kaşığı az yağlı yoğurt 1 /4 bardak süt

1/2 bardak portakal suyu

Bütün malzemeleri blendar’a koyun ve düşük devirde pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırın.

Muzlu shake

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika Porsiyon: 1 250-300 kalori

1 adet doğranmış muz

1  bardak süt

1/4 bardak az yağlı yoğurt 1/4 bardak buz parçası

Bütün malzemeleri blender’a koyun ve orta devirde pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırın.

güç smoothie

202 Toplam hazırlama süresi: 5 dakika Porsiyon: 2 200 kalorinin altında

2  bardak çekirdeksiz siyah üzüm 1 bardak az yağlı yoğurt

1 bardak süt

3  yemek kaşığı şeker

1/2 bardak buz veya buz parçası

Bütün malzemeleri blender’a koyun ve orta devirde, pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırın.

 

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 2

200 kalorinin altında

1,5  adet doğranmış armut 1 bardak dondurulmuş yabanmersini 1 bardak az yağlı yoğurt 1 çay kaşığı tozşeker 6 küp buz

Bütün malzemeyi blender’a koyun ve orta devirde pürüz­süz kıvama gelene kadar karıştırın.

Ananaslı portakallı smoothie

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika Porsiyon: 1 250-300 kalori

1 bardak doğranmış ananas 1/2 bardak doğranmış muz 1 bardak portakal-mandalina suyu karışımı 1/4 bardak havuç suyu

 

Virtüöz

1,5  adet doğranmış elma 1 adet doğranmış armut 1 bardak az yağlı yoğurt

1  çay kaşığı tozşeker (arzuya göre)

6 küp buz

Bütün malzemeleri blender’a koyun ve pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırın.

Salatalıklı smoothie

Toplam hazırlama süresi: 7 dakika

Porsiyon: 2

200 kalorinin altında

2  adet doğranmış salatalık

1/2 bardak dondurulmuş yabanmersini

1/2 bardak sade veya vanilyalı az yağlı yoğurt

1/2 yemek kaşığı limon suyu

1 yemek kaşığı bal

 

Portakal iksiri

1 bardak doğranmış portakal 1 bardak ahududu 1/2 bardak vanllyalı yoğurt 1 yemek kaşığı tozşeker veya bal 1 bardak buz

Bütün malzemeleri blender’a koyun ve pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırın.

Çilekli şeftalili mangolu smoothie

205

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 2

200 kalorinin altında

1 bardak dondurulmuş çilek 1 adet doğranmış şeftali 1 bardak doğranmış mango 1 /4 bardak süt 1 bardak yoğurt 1/4 bardak buz parçası

 

Üçlü bahis

Toplam hazırlama süresi: 7 dakika

Porsiyon: 4

200 kalorinin altında

1 bardak dondurulmuş çilek

1 adet doğranmış havuç

1 adet doğranmış şeftali

1/2 bardak sade veya vanilyalı az yağlı yoğurt

1/2 yemek kaşığı ketentohumu yağı

6 küp buz

Bütün malzemeleri blender’a koyun ve pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırın.

206                                  Canlandırıcı smoothie

Toplam hazırlama süresi: 7 dakika

Porsiyon: 2

200 kalorinin altında

1,5  bardak doğranmış yeşil elma

3  adet doğranmış şeftali 1 çay kaşığı limon suyu 1/2 bardak az yağlı yoğurt 1 küp buz

 

Toplam hazırlama süresi: 7 dakika

Porsiyon: 2

200 kalorinin altında

  1. bardak kızılcık
  2. 1 adet doğranmış elma
  1. bardak az yağlı yoğurt 1 bardak buz parçası■■i                            Üzümbuaz
  2. Bütün malzemeleri blender’a koyun ve pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırın.
207

Toplam hazırlama süresi: 5 dakika

Porsiyon: 2

200 kalorinin altında

1 bardak çekirdeksiz siyah üzüm 1 bardak dondurulmuş frambuaz 1/2 bardak az yağlı yoğurt

çay kaşığı tozşeker (arzuya göre) 6 küp buz

Gerilim baş ağrısı öyküsü

Gerilim baş ağrısı öyküsü

Tedavi öncesi:

“Başımda sürekli ağırlık, gerginlik hissi var. Ağrıdan çok ağırlık gibi… Kırk dört yaşındayım, Ankara masaj salonu yıllarından beri kafamda bu his var. Sabahlan çoğunlukla kafam ağır uyanıyorum. Ne kadar ağır uyanırsam günüm o kadar kötü geçiyor. Stresli, sıkıntılı olduğumda başım daha da ağırlaşıyor, ağrıyor. Yıl içinde sadece üç beş gün kafam tamamen hafif oluyor. Daha önce beyin filmi çektirdim, beynimde bir şey yokmuş.”

Tedavi sonrası:

“Bu şikâyetlerim için çoğunlukla psikiyatriye yönlendirip depres­yon ilaçları verdiler. Ben de depresyonda olduğumu düşünmediğim için kullanmadım. En son gittiğim doktor da psikolojik diyecek, diye düşünüyordum. Çok farklı ele aldı. Tüm baş bölgesi ve masaj salonu Ankara kaslarımdaki spazmdan bahsetti. Gerçekten de bırakın başımı, tüm vücudum hep kasılı duran birisiydim. Bu kasılmanın sebebinin diş sıkmam olduğunu anlattı. Gerçekten de ciddi diş sıkıyordum. Önce nöral terapi yapıldı. İlk seansta başım birden hafifledi. Zihnim açıldı. Sonra sürekli rahatlamam için gece plağı yapıldı. Sabahları daha rahat kalkıyorum. Bazen gün içinde çok stresli olursam biraz başım ağırlaşıyor ancak eskiye oranla çok iyiyim.”

Gerilim baş ağrısı (tension headache), kaslardaki gerilmeden kaynaklanır. Stres ve gerilim artıran faktörlerdir. Basit gerilim baş ağrısı olanlarda günün sonuna doğru ağrı artar. Uyuyunca hasta rahatlar. Diş sıkmanın olduğu, daha çok kronik ve komplike gerilim baş ağrılı hastalarda günün stresi gece diş sık­mayı artırdığı için sabah ağrılı uyanılır.

Toplumda en sık görülen baş ağrısı nedenidir. Kişiyi günlük hayattan alı­koymayan ılımlı, orta düzeyde baş ağrısıdır. Baş ağrısından öte başta ağırlık, basınç, masaj salonları Ankara tarzında ifade edilir. İki taraflı, tüm başı kapsar. Hastalar baş ve boyun kaslarındaki kasılmanın farkındadır.

Bulantı, kusma, ışıktan rahatsız olma gibi migren özellikleri taşımaz. Mig- renli birçok kişide, gerilim baş ağrısı da mevcuttur. Bu hastalarda sürekli geri­lim baş ağrısı üzerine eklenen migren atakları vardır.

Gerilim baş ağrısı çekenlerde çoğunlukla, farklı düzeylerde anksiyete, dep­resyon, bastırılmış öfke mevcuttur. Çeşitli düzeylerde dikkat ve konsantrasyon güçlüğü vardır. Hastalar zihinsel ve düşünsel üretkenliklerinin olumsuz etkile­diğinin farkındadır. Migren gibi şiddetli olmasa da hastanın yaşam enerjisini olumsuz etkiler.

“Yönetici olarak çalışıyorum, sorumluluklarım çok fazla. Tam ağrı da diyemeyeceğim, kafamdaki bu ağırlık beni çok etkiliyor. Eskiden her şeyi aklımda tutabilirdim, şimdi not alıyorum, uzun süren toplantılarda kafam şişiyor gibi oluyor, dinlemek bile istemiyorum. İşimde yine başarılıyım fakat başım düzelse daha fazla şeyler yapabilirim. Eskiden sosyal hayatım da çok aktifti, şimdi işten sonra Ankara masöz ‘e gidip yatmak istiyorum. Bana ne oldu bilemiyorum. Çevremdekiler fark etmiyor ancak yarı performansla çalıştığımı düşünüyorum”

İnsanların yüzde 80’i yaşamları boyunca gerilim baş ağrısı yaşamaktadır. Bunların yüzde 40’ında sürekli ve komplike gerilim baş ağrısı gelişir. Gerilim baş ağrısının kronikleşmesinde ağrı kesicilerin sürekli kullanılmasının da rolü vardır.

“Gerilim baş ağrım olduğunu söylüyorlar. Ben anlamadım. Her gün başım ağrıyor, her gün ilaç alıyorum. Pek fayda etmiyor. İşe gidiyorum, keyif almıyorum; tatile gidiyorum, keyif almıyorum. Hep başım ağrıyor, son yıllarda gittikçe daha da mutsuz oldum. Hiçbir şey yapmak istemiyorum.”

“Beş aydır başım sürekli ağrıyor. İngiltere’de okuyordum. Hocamın ırkçı tavırları sonrası bu ağrılarım başladı. Okula devam etmekte bile zorlandım. Orada çözülmeyince okulu bırakıp geldim. Babam birçok doktora götürdü. Verilen ilaçlar fayda etmedi. Başım devamlı ağrıyor, uyuşuyor.”

Bu hastalarda ortak özellik, baş-boyun bölgesi kaslarındaki spazmdır. Stres belirleyici gibi görünse de yaşama dairdir. Bu hasta grubunun mükemmeli­yetçi, fazla sorumluluk alan yapıları değiştirilemez ama kas spazmını çözmek, hastaların yaşam kalitesini oldukça yükseltir.

Kas spazmı kas gevşetici ilaçlarla ya çözülemez ya da geçici çözümler sağ­lanır. Her zaman olduğu gibi bozucu alanlar düzeltilmelidir. Bu hastalarda özellikle diş sıkma sıklıkla mevcuttur. Boğaz bölgesi ve diş-çene kompleksi en belirgin bozucu alanlardır. Kadınlarda jinekolojik müdahalelerin de olumsuz etkisi vardır.

Servikojenik (boyundan gelen) baş ağrılarının migren ile ilişkisi ve tedavisi

Baş ağrısı; kafatasıyla ense ve boyun bölgesindeki damarlar, kaslar, kemik­ler, bağlar, sinüsler, beyni saran zar gibi yapıların tümünden kaynaklanan ağ­rıdır. Baş ağrısı deyince beyin akla gelir ancak beynin kendisinin ağrı duyusu yoktur. Genellikle tüm baş ağrılarında ense ve boyun bölgesi de ağrıya dâhil olur. Ağrı önce enseden başlayıp sonra başın arkasına ya da ön tarafına yayıla­bilir. Hasta ağrının kaynağını ensede düşünür. Bazı hastalarda ağrı şakaklarda ve gözde başlayabilir. Ensede sertlik, ağrı tabloya sonradan eklenir.

Hastalar ense ve sırtlarındaki bir noktayı göstererek ağrının oradan başla­dığını anlatabilir. Hastaların ağrının kaynağının boynunda olduğu yönündeki ısrarıyla boyun filmleri çekilir. Hepsinde boyunda düzleşme, birkaç boyun fıtı­ğı, artrotik değişiklikler (halk arasındaki adıyla kireçlenme) tespit edilir.

“Önce ensemdeki şu nokta taş gibi oluyor, sonra ensemden yukarı başıma çıkıyor, öne gözüme geliyor ve şakağımda zonklamayla ağrı çok şiddetleniyor. Burada ne varsa orayı kazıyıp çıkarsak olmaz mı?”

“Boynum hep ağrır ve serttir. Boyun fıtığım var. Ağrıma o sebep oluyor, boynumdan başıma geliyor.”

Bu hastaların ense ve sırt bölgesindeki ağrılı noktalara yapılan enjeksiyonlar -nöral terapide yapılanlar bile- uzun vadeli çözüm sağlayamaz. Asd bozucu ala­nın düzeltilmesi gerekir. Boğaz bölgesi ve diş-çene kompleksinin bozucu alanları bu problemlere neden olmaktadır. Tedavide bu nedenler göz önüne alınmalıdır.

‘Vertebral arter disseksiyonu boyundan gelen baş ağrıları içinde nadir rast­lansa da hayati bir durumdur. Enseden beyne giden iki tane damar vardır. Ver­tebral arter denilen bu damarlardan birisinin içindeki katmanlarda ayrışma olur. Ensede çok ciddi yırtılırcasına bir ağrı ile kendini gösterir. İnmelere neden olabilir. Hastanın geçmişinde migren ve baş ağrıları olsa bile bu ağrı şimdiye kadar yaşanılanlardan çok farklı hissedilir. Bu hastalarda acil tedavi gereklidir.

“42 yaşındaki erkek hastam ensede ani şiddetli bir ağrı nedeniyle ambulans çağırmış. Acilde ağrı kesici yapılarak eve gönderilmiş. Hastanın öncesinde de gerilim baş ağrısı düzeyinde baş ağrıları var olmasına rağmen kendisindeki garipliği algılayarak ambulansı sabah tekrar çağırmış. Acilde

gördüğümde baş ağrısını, boyundan gelen şiddetli başlangıcını çok iyi tanımlıyordu. Baş dönmesi ve dengesizliği vardı. Ağrı tanımlaması vertebral arter disseksiyonu ön planda düşündürüyordu. İncelemelerde de tespit edilen disseksiyon nedeniyle bir süre kan sulandırıcı kullanarak hastanede kaldı. Hasta, sabah tekrar hastaneye gelerek belki kalıcı bir felçten, belki de hayatını kaybetmekten kurtulmuş oldu.”

Yeterli dinlenme

Yeterli dinlenme

Yorgun olduğunuzda duygularınız mantıklı düşünmenizi engellemeye başlar, bu yüzden kaygılarınızdan kurtulmak ol­dukça güçleşir. Kaygılarınızla etkili bir şekilde başa çıkmak istiyorsanız dinlenmenin sizin için hayati bir önem taşıdığını bilmeniz gerekir. Daha iyi uyumak ve dinlenmek için ikinci Bölüm’de sunmuş olduğum önerilerden yararlanabilirsiniz.

  1. Gevşeme-egzersiz dengesi

Terapisdiğe ilk başladığımda, hastalanma sağlık durumla­rına uyacak düzenli aerobik egzersizi seçmelerini tavsiye eder, hemen egzersize başlamalarını isterdim. Bu fikir genel sağlık ve idman bakımından oldukça güzel olsa da, tek başına kaygıy­la baş etmek konusuna yardımcı olmaz. Bunun iki sebebi var.

İlki, egzersiz yaptığınızda kalp atışınız hızlanır, terlersiniz ve nefessiz kalırsınız. Bunlar kaygı durumunda da büyük ih­timalle ortaya çıkacak semptomlardır. Tabi, bu, spor yapma­nın kaygılanmakla aynı etkiyi gösterdiği anlamına gelmiyor. Buna rağmen, spor yaparken bu semptomlarla karşılaştığı­nızda sağlığınızı kaybetmekte olduğunuzdan şüphelenebilir­siniz. Gerçek hiç de öyle olmasa da, bu düşüncenin kendisi bile kaygılanmanıza sebep olabilir. Siz de böyle hissediyorsa­nız, kendi üst limitinizi belirlemelisiniz: Sizin için önerilen maksimum kalp hızı. Daha sonra normal aerobik egzersi­zi yaptığınızda ortaya çıkan semptomlara alışmalısınız; bi­raz hızlı nefes alıp vermek, hızlı kalp ritmi gibi. Böylelikle, egzersiz yaparken karşılaştığınız kaygı verici fikirleri önem- sememeyi öğrenip rahatça egzersizinizi yapabilir ve spor ak- tivitelerinizden verim alabilirsiniz. Doktorunuz sizin için uygun olan maksimum kan basıncını belirleyecektir. Kaygı hissinizin devam etme ihtimaline karşı, doktorunuzdan si­ze bir terapist önermesini isteyebilirsiniz. Durumunuz için en uygun terapist bilişsel davranış alanında uzmanlaşmış biri olmalıdır, fakat bu durumda sık sık terapi seansları almanız gerektiği için umduğunuzdan daha uzun süreli sorumluluk ve bağlılık gerekecektir.

Kaygıyı azaltmak için sadece egzersizi kullanmanın man­tıklı olmamasının ikinci sebebiyse, dengeli bir yaklaşım olma­masıdır. Egzersiz seansları ancak gevşeme seanslarıyla paralel gittiğinde etkisi artar. Dengeyi sağlayacak gevşeme seansları olmazsa, egzersiz rahatlamanızı sağlayacağına düşüncelerinizi daha da aktif hale getirir.

Alışkanlık

Alışkanlık

Problemi başlatan şeyin, problemin devam etmesine ne­den olmayabileceğini kendimize hatırlatmamız gerekir. Ankara masaj bozukluğu nedeniyle bana gelen birçok kişi, bu sorunun tam olarak ne zaman ve neden başladığını biliyor. Bir depresyon dalgası, boşanma ya da doğum bunlar için verilebilecek en iyi birkaç örnek. Fakat uyku bozukluğuna sebep olan bu olay ge­çip gittiği ya da etkisini yitirdiği için hastalar hâlâ uyku sıkıntı­sı yaşıyor olmanın nedenini anlayamıyor. Bu durumun birçok farklı nedeni ve açıklaması olabilir, fakat en büyük ihtimal ye­tersiz uykunun artık ciddi bir alışkanlığa dönüşmüş olmasıdır.

Alışkanlıklar kendilerini korur. Yani, zaten yapmakta olu­nan bir şeyi yapmaya devam etmek, yeni bir şeyi öğrenmekten çok daha kolaydır; bu yüzden insanlar, sevmeseler hatta zararlı olduğunun farkında olsalar bile Masaj Ankara alışkanlıklarını uygulamaya de­vam ederler. Bu nedenle, oturmuş alışkanlıklardan nasıl kurtu­labileceğinizi öğrenmeniz işe yarayabilir. Bu bölümün ilerleyen sayfalarında, bunun için de size rehberlik edeceğim.

Böylece, uyku sorunlarınızın bazı nedenlerini sıralamış ol­duk. Uykusuzluğa neden olan birçok durum olduğu gibi, bu sorununuza çözüm sağlayacak birçok yol da mevcuttur. An­cak burada, hiçbir hastamın tek seferde, bu yollardan sadece birini kullanarak uyku problemini çözmemiş olduğunu hatır­latmakta fayda görüyorum. Bu nedenle size tavsiyem, sunaca­ğım önerilerden birkaç tanesini denemenizdir. Daha sonra, beğendiğiniz fikirlerden istediğiniz kadarını bir araya getirip kendinize bir tedavi paketi hazırlayabilirsiniz.

İlk Adımlar

İlginizi çeken önerilerden herhangi birini denemeye geç­meden önce herkesin yerine getirmesi gereken iki şey var:

1       Bir uyku kayıt günlüğü oluşturun

Üç kişiden aynı olayı anlatmalarını isterseniz, üç fark­lı olay dinlersiniz. Sonuçta kimse her şeyi hatırlayamayacaktır. Fakat ilginç olan şudur ki, bir olayla ilgili hatırladıklarınız, olayın gerçek haliyle değil, sizin olayla ilgili görüşünüzle ilgili­dir. Örneğin, eğer havanın Ankara masaj salonları ayında hep soğuk olduğuna inanıyorsanız, bu ay içinde soğuk geçen günleri fark edip, da­ha sıcak geçen günleri gözden kaçırırsınız. Öte yandan, şubat ayını bahann başlangıcı olarak gören bir kişi, ılık günleri fark edip soğuk günleri gözden kaçıracaktır.

Seçici hatırlama olmasaydı, hayatla ilgili görüş ve teorileri­mizi sürekli gözden geçirmek zorunda kalabilirdik, fakat bize sağladığı bu avantaja karşılık seçici hatırlamanın neden oldu­ğu dezavantajlar da var. Flalihazırda sahip olduğunuz inan­ca vurgu yapacak bölümler dışında bir şey hatırlamıyorsanız, bu inanç ve teorinizin geçerliliğini yitirmiş olduğunu asla fark edemezsiniz. Bu yüzden, olduğunu düşündüğünüz şeyin ger­çekten olmakta olup olmadığını tartmak ciddi bir önem taşır. Bu durum sadece uyku bozukluklarınız için değil, karşılaştı­ğınız her tür sorun için geçerli olduğundan bu tavsiyeyi kitap boyunca yineleyeceğim.

Referans günlüğünüz, sorununuzun ne zaman gerçekleş­tiğinin, bu sırada başka nelerin olmakta olduğunun ve olup bitenlere nasıl tepki verdiğinizin bir kaydı niteliğindedir. Bu­radaki temel olgu, daha sonra hatırlamaya çalışmaktansa tam da sorun gerçekleşmekteyken olup bitenlerin kaydını tut­maktır. Sorun gerçekleşmekteyken ya da sorunun hemen er­tesinde kaydını tutmak, sorununuzun en net halini görmekte fayda sağlayacaktır.

Referans günlüğü tutmak için:

Yatak odasının kolayca görebileceğiniz bir yerine bir Ankara masöz yerleştirin. Kolaylıkla erişebileceğiniz bir yerde bir kalem, bir kâğıt ya da aşağıda size vereceğim şemayı bulundurun. Daha sonra, referans verilerinizi oluşturmak için aşağıdaki bilgile­ri yazın:

  1. Yatağa kaçta girdiniz?
  2. En son uyanık olduğunuz saat (bu veri dakikası dakikası­na doğru olmak zorunda değil; aşağı-yukan bir saat yaz­mak yeterli olacaktır).
  3. Gece uyandığınız saader, neden uyandığınıza dair tahmi­niniz ve tahmini uyanık kalma süreniz.
  4. Sabah saat kaçta uyandınız?
  5. Yataktan tam olarak kaçta kalktınız?
  6. Kalktığınızda kendinizi ne kadar dinlenmiş hissediyorsu­nuz. % O’ın hiç dinlenmemiş, % 100’ün tam dinlenmiş olduğunuzu gösteren bir yüzde değerlendirmesinde, dün geceki uykunuzun bir değerlendirmesini yapın.

Bu kayıt, tam uyku saatinizi belirlemekte faydalı olacağı gi­bi, uyku döngülerinizi anlamanızda da etkili olacaktır.

Bu günlüğü beş ila sekiz gece tutun. Eğer hafta içi günleri­nizle, hafta sonlarınız hayli farklı geçiyorsa, en az bir hafta sonu gecesi ve bir hafta içi gecesi için kayıt tutmayı ihmal etmeyin.

 

Çoğunuz, durumun hiç de düşündüğünüz gibi olmadı­ğım fark edecektir. Örneğin hastalarımın çoğu, uykuya dal­ma sürelerinin düşündükleri kadar uzun olmadığını fark etti. Bunun nedeni, genellikle kendimizi rahatsız hissettiğimizde zamanın bizim için daha yavaş akmasıdır. Bu bilgi, size sıkın­tınızın ilk gerçek görüntüsünü sunar. Böylelikle, ne zaman ve hangi şartlarda en verimli uykuyu uyuyacağınıza dair yanlış inançlannızdan kurtulabilirsiniz.

ilginizi cezbeden önerileri denerken bir yandan da günlü­ğünüzü tutmaya devam edin. Böylece, normal uyku düzenini­zi günlüğü tutmakta olduğunuz zamandaki uyku düzeninizle kıyaslayarak hangi önerilerin işe yaradığını görebilirsiniz. Bü­tün bu kayıdarı bir yerde saklarsanız, sıkıntınızın nüksetmesi halinde bu kayıdardan tekrar yardım alabilirsiniz.

Beden hareketleri ile soluma

Beden hareketleri ile soluma

Fiziksel gevşeme ve zihinsel sakinlik halinde gerçekleştiri¬len, yavaş ve ritmik vücut hareketleri ile senkronize edilmiş, derin diyafram nefesi, Çin’de eski zamanlardan beri koruyucu ve sağaltıcı tedavi olarak kullanılmaktadır. Büyük Çinli simyacı ve şifacı Ko Hung’un İS 4. yüzyılda açıkladığı gibi, “hastalıkla¬rın ilk belirtileri enerjinin akmadığını gösterir. Kişi, çok sayıda meridyeni açmak ve enerjinin serbestçe akmasını sağlamak üze¬re egzersiz yapmalıdır”.
Senkronize edilmiş solunum ve vücut hareketleri, tüm bedende kan ve enerji dolaşımını güçlü ve dinamik bir şekilde artırır. Bu egzersizlerin tümü yavaş, yumuşak, akıcı bir biçimde ve minimum kas gücü kullanılarak uygulandığı için, diğer ağır egzersizler gibi kaslarda laktik asit birikmesine sebep olmazlar. Eklemli organlarınızın esnemesi ve gövdenin hafifçe bükülmesi ve dönmesi, vücudun uç noktalarına ve iç organların en derin¬deki dokularına kadar dolaşımı ulaştırırken, derin diyafram nefesi de kan ve enerjinin gerekli kanallarda serbestçe akışını sağlar. Bu, meridyenlerdeki durgun enerjileri temizleyip organ¬lardan ve dokulardan bayat kanı atar ve vücuttaki her hücreyi taze kan ve enerji ile besler. GÇT’de kanın ve enerjinin serbestçe akışı, her zaman sağlığın göstergesi olarak kabul edilirken, aksi de hastalıkların temel sebebi olarak algılanmıştır. Ko Hung’dan bir yüzyıl önce yaşamış ve prensesleri de, çobanları da benzer şekilde tedavi eden ünlü hekim Hua To bu prensibi kısaca şöyle özetlemiştir: “Kan damarlarda hiçbir engelle karşılaşmadan akabildiğinde, hastalıklar kök salamaz.”
Hua To doğadaki hayvanların hareketlerinden yola çıkarak bir dizi hafif ritmik nefes egzersizi geliştirdi ve bunları artrit, romatizma, sindirim bozuklukları, kalp ve dolaşım sistemi rahatsızlıkları ve sinir sistemi bozukluklarının da dahil olduğu birçok hastalığın tedavisinde salık verdi. Dao yin (harekete geçir ve yönlendir) adıyla bilinen bu egzersizler kan ve enerjiyi hare¬kete geçirip beden içinde dolaşımını yönlendirirler. Bu formlar hayvanların hareketlerinden türetildiği için, aynı zamanda ıvu chin hsi veya “beş yaratığın oyunu” olarak da bilinirler. Hua To ile aynı dönemde yaşayan Cheng Yuan-lin bu terapi formu ile ilgili şu yorumu yapmıştır: “Ayıyı, kuşları veya diğer hayvan¬ları taklit eden hareketler eşliğinde yapılan nefes egzersizleri, enerjilerimizi hareket ettirmemize yardım eder, bedenlerimizi besler ve ruhumuzu inşa eder.”
Vücut hareketleri ile senkronize edilmiş bu tip sağaltıcı solu¬num, bedeni, aklı ve nefesi birleşik bir uyum konumuna getiren Çin chi gung egzersizlerinin tüm formlarının temelini oluşturur. Çince’de chi için kullanılan sembol, oksijenin değil de hayati enerjinin havadaki en gerekli bileşeni oluşturduğu ve nefesin de gerekli enerjiyi bedene getiren bir araç olduğu bakış açısını yan¬sıtmak üzere, “enerji” için kullanıldığı gibi, “nefes” ve “hava” için de kullanılır. Gung ise, mükemmelleşmesi uzun zaman ve çokça pratik gerektiren herhangi bir çalışma veya beceri için kullanılır. Chi gung, yaklaşık 5000 sene önce, Çin uygarlığının ilk geliştiği Sarı Nehir Vadisi’nde, sıkça su taşkınları yaşanan ova¬lardaki aşırı nemli iklimin sebep olduğu romatizmaya, enerji durgunluğuna, solunum bozukluklara ve diğer rahatsızlıklara karşı geliştirilmiş bir çeşit sağaltıcı danstır. İS 2. yüzyılda yazdı¬ğı Dans Ayetleri adlı yazısında bilgin Fu Yi şöyle der: “Chi gung, ruhu mutlu eden, yaşlanmayı yavaşlatan ve hayatı uzatan bir sanattır.”
Hareketli chi gung’un en yaygın olarak uygulanan biçimi, Taoist bir bilgenin ölümcül bir kavgaya tutuşmuş olan yılan ile turnadan esinlenerek oluşturduğu, zarif ve akıcı bir savaş sana¬tı olan Tai Chi Chuan’dır. Fakat Tai Chi, ancak kalifiye bir usta tarafından verilebilecek özel bir eğitim gerektirir ve somut sağaltıcı faydalar sağlayan ustalık mertebesine ulaşmak, uzun seneler süren bir çalışma gerektirir. Günümüzde çok az insan, mükemmelliğe ulaşmak için gereken zamanı ve çabayı harca¬maya meyillidir. Neyse ki, chi gung’un kitaplardan öğrenilebile¬cek daha basit formları vardır. Bunları doğru olarak uygulamayı öğrenmek hem daha az zaman, hem de daha az sabır gerektirir, fakat her gün düzenli olarak yapıldıklarında aym sağaltıcı fay¬daları sağlarlar. Bu daha basit formlar, “sekiz parça brokar” setini, “altı iyileştirici ses” setini, “beş element” setini ve daha da basit olan tek adımlık setleri içerir.
Chi gung’un neden binlerce yıldır, milyonlarca Çinli tarafın¬dan uygulandığını ve neden günümüzde insanlar için böylesine uygun bir sağaltıcı egzersiz sistemi olduğunu, sağlığımıza sağ¬ladığı bazı temel faydaları sıralayarak kısaca açıklayalım. Yakla¬şık üç yüzyıl önce Taoist üstat Shen Chia-shu şöyle belirtmiştir: “Nefes almak ve bununla bağlantılı egzersizler, tıbbi tedavi sağ¬lamak açısından herhangi bir ilaçtan yüz kez daha etkilidir. Bu bilgi insanlar için vazgeçilmezdir ve her hekim bunu titizlikle incelemelidir.” Modern tıp biliminin öncüleri sonunda, bu somut bilimsel delillerle kanıtlanan sözlerin doğrulunu fark ettiler. Bazı gerçekleri sıralayalım:
Kan ve ilik
Hücrelere oksijen taşıyan kırmızı kan hücreleri ve bağışıklık tepkisi için gerekli olan beyaz kan hücrelerinin bir tipi kemikle¬rin içindeki iliklerde üretilmektedir. Sağlıklı bir ilik dakikada 480,000,000 kırmızı kan hücresi üretir. Çağdaş chi gung ustası Dr. Yang Jwing-ming, Çin Chi Gung’un Kökleri’nde konunun önemi¬ni şöyle açıklar:
“Çin tıbbına göre, kan vücudu besleme ve koruma yeteneği¬ni kaybettiğinde beden bozulur. Kemik iliği kırmızı kan hüc¬relerini ve beyaz kan hücrelerinin bir tipini üretir fakat yaş¬landıkça, ilik daha da az faydalı kan hücresi üretir. İliği taze, canlı ve düzgün çalışır durumda tutabilmek için, chi sürekli ve bol olarak tedarik edilmelidir. Chi sıkıntısı yaşanmaya başlandığı anda kemik iliği fonksiyonunu yerine getiremez.”
İliğe taze chi sağlamanın en iyi yolu düzenli olarak chi gung egzersizi yapmaktır. Bir detoks programı sırasında, kırmızı kan hücreleri daha da önem kazanır, çünkü kan ekstra oksijeni hüc¬relere taşımak için daha fazla sayıda kırmızı kan hücresine ihti¬yaç duyar ve vücudun bağışıklık tepkisini güçlü tutmak için daha fazla beyaz kan hücresine gereksinim duyulur.
Beyin ve merkezi sinir sistemi
Daha önce gördüğümüz gibi, yavaş vücut hareketleri ile senkronize edilmiş derin nefes, otonom sinir sisteminin, bede¬nin kendi doğal temizlenme ve iyileştirme tepkilerini kontrol eden parasempatik dalını aktive eder. Detoks sürecinde sinir sisteminizi bu iyileştirme konumunda tutmanız çok önemli¬dir ve bunu sağlamanın en iyi yolu günlük chi gung egzersiz¬leridir.
Elektroansefalografik  (EEG) cihazlar, chi gung’un beynin normalde birçok insanda sürekli hareketsiz duran yüzde 90’lık bölümünü harekete geçirdiğini göstermiştir. Bize hep beynimiz¬deki 15 milyardan fazla hücrenin ortalama olarak yüzde 10’un¬dan daha azını kullandığımız söylenmiştir, fakat siz farkmda olsanız da olmasanız da, bir chi gung seansı sonrasında tüm beyniniz “çevrimiçi” konuma geçer. Bu, hafıza ve öğrenme gibi beyin fonksiyonlarını önemli ölçüde geliştirdiği gibi, bazı durumlarda, özenle ve sabırla uygulandığında, normalde bey¬nimizde uykuda olan, telepati, altıncı his, geleceği görme gücü gibi olağandışı zihinsel güçleri de uyandırır. Daha da önemlisi, Çin’de, düzenli olarak chi gung egzersizi yapan bazı yetişkinlere EEG taraması uygulandığında ortaya çıkan beyin dalgalarının kalıpları ve frekansları küçük çocuklarınkiler ile tutmaktadır. Bu da chi gung uygulayan kişilerin beyin fonksiyonlarını yenileye- bildiklerini göstermektedir. Çin tıp literatürü chi gung’un fayda¬ları kullanılarak huan tung (gençliği yeniden kazanmak) refe¬ransları ile doludur ve modern EEG teknolojisinin kullanımı bu iddianın gerçekliğini ortaya koyar.
Chi gung sadece beyni enerji ile şarj etmez, aynı zamanda serotonin, dopamin ve enkephalinler  gibi önemli sinir iletici¬lerinin salgılanmasını tetikleyerek mevcut “hayati özlerin” mik¬tarım da artırır. Bu etki tüm beyin fonksiyonlarını dengeler, bilinç açıklığını geliştirir ve beyin ile periferik sinir sistemi ara¬sındaki iletişimi kolaylaştırır.
Bağışıklık tepkisi
Chi gung’un sinir sistemini, parasempatik iyileştirici konuma sokup ilikte kırmızı ve beyaz kan hücresi üretimini tetikleyerek bağışıklık tepkisini nasıl geliştirdiğini daha önce gördük. Ayrıca bağışıklığı diğer birkaç şekilde de destekler. Chi gung, “uğraş veya bırak” içgüdüsü yüzünden böbreküstü bezlerinden salgı-lanan ve bağışıklık sistemini bastıran stres hormonlarını engel¬lediği gibi, timüs ve diğer bezleri uyararak bağışıklık faktörleri¬nin tüm spektrumunun salgılanmasını sağlar. Chi gung, aynı zamanda vücutta doğal steroid üretimini artırarak, artrit tedavi¬sinde birçok doktorun bu durum için önerdiği toksik sentetik steroid kullanımına gerek bırakmaz.
Chi gung hakkında son zamanlarda keşfedilen en önemli ger¬çeklerden biri ise PNI tepkisi veya psikonöroimmünolojiyi hare¬kete geçirmesidir. PNI vücudun en güçlü iyileştirme mekaniz¬masıdır ki, onu sayesinde beyinde salgılanan belirli sinir iletici¬leri, tüm bedende detoksu ve iyileştirme tepkilerini aktive etmek üzere, bağışıklık sisteminin bezleri ile doğrudan temasa geçerler. Omni dergisinin editörü Kathy Keaton, 1992 yılı Mayı- s’mda yayınlanan bir makalesinde bu tepkiyi şöyle tanımlamak¬tadır:
“Yakın zamanda anlaşılmıştır ki… bağışıklık sisteminin yöneticisi timüs bezinde, dalakta, lenf düğümlerinde ve kemik iliğinde -bağışıklık sisteminin tüm hayati organlarında- sinir lifleri bulunmaktadır… Diğer bir deyişle, beynin, bu ‘teleko- mun’ elektro kimyasal versiyonu aracılığıyla, bağışıklık siste¬miyle doğrudan temas kurduğuna dair kanıtlar çoğalmaktadır.”
Beynin, bağışıklık sisteminin bezlerini harekete geçirmek üzere nöropeptid salgılayabilmesi için zihnin sakin kalması ve sinir sisteminin parasempatik dalının aktif olması gerekir. Chi gung, bu dengeli zihinsel sakinliği ve fiziksel gevşemeyi etkili ve çabuk bir biçimde sağlayarak, PNI iyileşme tepkisini aktive etmek, sinir ve endokrin sistemleri arasında direkt bir biyo-ge- ribildirim hattı oluşturmak için çok kullanışlı bir iletişim aracı görevi yapar.
Kalp ve dolaşım sistemi
Daha önce de belirttiğimiz gibi, doğru alman nefes diyafra¬mın kan dolaşımına yardım etmesini sağlayarak onu “ikinci bir kalbe” dönüştürür. Çin’deki çalışmalar göstermiştir ki, 20 daki¬kalık chi gung egzersizi nabzı ortalama yüzde 15 azaltırken, dolaşan toplam kanın hacmini artırmaktadır ve bu etki sonra¬sındaki birkaç saat boyunca da devam etmektedir. Bu dolaşımla ilgili güç artışı, tamamen chi gung’un kan dolaşımındaki iş yükünü kalpten diyaframa kaydırmasından kaynaklanır. Tüm dünyada önemli bir hayati tehdit haline gelen yüksek tansiyon, ilaç kullanmaya gerek kalmadan, günlük chi gung egzersizleri ile kolaylıkla kontrol altına alınabilir. Şanghay Hipertansiyon Araştırma Enstitüsü’nde 100 kronik yüksek tansiyon ve hiper¬tansiyon vakası üzerinde yapılan çalışma göstermiştir ki, 5 daki¬kalık bir egzersiz sonrasında hastaların tansiyonu önemli ölçü¬de düşmeye başlamış ve 20 dakika sonunda, bu durum için modern Batı tıbbmda normal olarak alman ilaçlarla 3 saat sonunda ineceği düzeye inmiştir. Bu hastalardan 97 tanesi evde chi gung egzersizlerine düzenli devam ederek yüksek tansiyon probleminden tamamen kurtulmuş ve bir daha ilaç almak zorunda kalmamıştır. Diğer 3 kişi ise egzersizlere devam etme-miş ve kısa süre sonra kötüye giderek ilaç tedavisine geri dön¬mek zorunda kalmıştır.
Sindirim
Hazımsızlık, Batı beslenme alışkanlıklarına sahip insanlar arasında o kadar yaygınlaşmıştır ki, mide problemleri neredey¬se yemek yemenin yan etkisi olarak kabul edilmeye başlanmış¬tır. Araştırılan Amerikalıların yarısından fazlası gaz, abdominal distansiyon, kabızlık, reflü ve mide ağrıları gibi kronik gastroin- testinal problemlerden yakınmaktadır. Çin’deki çalışmalar gös¬termiştir ki, 15 dakikalık chi gung egzersizi, midede pepsin ve diğer sindirim enzimlerinin ve tükürük bezlerinde lisozimin  salgılanmasını önemli miktarda artırmaktadır. Chi gung mide¬deki pH değerini dengeler ve o yüzden “asit hazımsızlığını” engeller. Chi gung nefesindeki aşağı doğru diyafram hareketi karaciğere, mideye, pankreasa ve diğer sindirim organlarına ve karın boşluğundaki bezlere canlandırıcı masaj uygulayarak gazı dışarı atar, durgun sıvıları harekete geçirir ve sindirim fonksi¬yonlarını uyarır.
pH dengesi
Asidoz modern hayatın en büyük felaketlerinden biri haline gelmiştir. Kanda ve dokulardaki fazla asit tüm hastalıkların ve dejeneratif durumların başlangıcının ana ön şartıdır; aksine, kanın ve dokuların alkalik yapılması, iyileştirme sürecindeki temel strateji ve detoks programının en önemli hedefidir. Chi gung kanı hızla alkalik yapar ve bu suretle pH dengesini tekrar oluşturur, böylece kan da hücrelerdeki ve dokulardaki asidik artıkları dışarı atar. Bu, vücudu arındırmaya yardım eder ve hız¬la hastalıklara karşı direnci artırır. Fransa’da derin nefesin fay¬daları üzerine yaptıkları yoğun çalışmalardan sonra Dr. Peschi- er ve Dr. Micheal şuna dikkat çekmektedir:
“Hastalıklara yol açan her türlü organik veya fonksiyonel bozukluk kontrollü solumanın, her zaman tedaviyi sağlaya- masa da, etkilerine karşı koyamaz. Kontrollü soluma, orga¬nik direnci artırmak için bildiğimiz en iyi metottur… Her nefeste yeniden kurulan asit/baz düzeninin dengesine dayanır.”
Antioksidan etki
Serbest radikaller insan vücudunun erken yaşlanmasının ve bozulmasının sanıklarıdır ve “serbest radikal leşçilleri” olarak da bilinen antioksidanlar serbest radikal hasarına karşı vücu¬dun ön savunma hattıdır. Sağlığına dikkat etmeye çalışan birçok insan, C ve E vitamini, selenyum ve çinko mineralleri ve çeşitli şifalı bitkilere aşinadır, fakat büyük olasılıkla, derin nefes egzer¬sizlerinin de vücudun antioksidan aktivitesini artırdığım bilme¬mektedirler. Vücutta üretilen en güçlü serbest radikal leşçisi enzim süperoksit dismutaz’dır  (SOD). 30 dakikalık bir chi gung seansı sonrasında yaşh katılımcılardan alman kan örnekle-rinin laboratuvar incelemesi sonucunda, bu kişilerdeki SOD düzeyinin, bu tip egzersizleri uygulamayanlara kıyasla iki katından fazla yükseldiği görülmüştür. Bu sonuçlar detoks programları için özellikle önemlidir, çünkü detoks sürecinde vücut dokulardan bırakılan toksinlerden kaynaklanan tüm ser-best radikal aktivitesi ile baş edebilmek için bolca ve sürekli SOD ve diğer antioksidan enzimlere ihtiyaç duymaktadır. Chi gung, o yüzden, günlük hayatta olduğu kadar detoks sürecinde de SOD miktarmı çabuk ve kolay bir biçimde ikiye katlamak için en iyi yoldur.
Chi gung’un uzun yaşama ve insan sağlığına, özellikle de detoksa katkıları konusunda daha detaylı bilgi için okurlar Eksik¬siz Chi Gung Kılavuzu adlı kitabıma başvurabilirler. Yukarıda anlatılan noktalar chi gung’un insan sağlığı ve iyileşmesi için sağaltıcı bir araç olarak ne kadar faydalı olabileceğini yeterince göstermektedir. Chi gung’un bir tıbbi terapi metodu olarak sağla¬dığı birçok avantajın içinde maliyetsiz olmasını ve kolay uygula¬nabilmesini de sayabiliriz; güvenli ve etkilidir, doğru uygulandı¬ğında herhangi bir negatif yan etki söz konusu değildir; özel bir ekipman gerektirmeden her yerde, her zaman uygulanabilir;
yaşlılar ve çocuklar da dahil olmak üzere neredeyse herkes uygulamayı öğrenebilir; her ikisindeki problemleri de gidermek üzere, vücudu da zihni de dengeler; ve en önemlisi, “tıbbi terapi olarak her türlü ilaçtan yüz kat daha etkilidir”.

Deniz suyu ve deniz tuzu

Deniz suyu ve deniz tuzu

Deniz suyunun pH’sı, sağlıklı kanmki ile aynıdır ve insan vücudunun gereksinimi olan tüm gerekli mineralleri ve iz ele­mentlerini doğru oranlarda içinde barındırır. Bu yüzden deniz, özellikle modern Ankara masaj diyetlerinde eksik olan nadir iz elementleri açı­sından, insan vücudu için mükemmel bir mineral kaynağıdır. Ayrıca kanda ve dokularda asidozu engelleyen alkalik element­ler için de zengin bir kaynaktır.

Eğer denize yakın yaşıyorsanız, deniz suyundan buzdolabımızda bir şişe bulundurup, her gün birkaç mililitresini bir bardak saf suda seyreltip içebilirsiniz. Dr. Masaj Ankara, düzenli ola­rak vücudunu arındırıp, kanını ve dokularını doğru pH denge­sinde tutup doğru beslenerek kanının ve hücrelerinin gereksini­mi olan bilinen ve bilinmeyen tüm mineralleri her gün almak üzere az miktarda deniz suyu içerek 116 yaşma kadar yaşamıştır. Eğer denize yakın bir sağlık merkezinde bir detoks programına katılıyorsanız, detoks sırasında dokularınızdan atılan asidik artıkları nötrleştirmek ve programı desteklemek üzere gerekli mineralleri vücudunuza takviye etmek için, bu çok iyi bir yön­temdir. Bu arada, suyun kirli kıyılardan değil de, deniz suyunun temiz olan bölgelerden alınmasına özen göstermek gerekir. Bunu yapmanın bir yolu, balıkçı veya dalış teknelerindeki kişilerden, sizin için açık denizden 4 litre su almalarını rica etmektir.

Denizden, gerekli iz elementleri ve alkalik mineraller için kay­nak olarak yararlanmanm diğer bir yolu ise, tüm yemeklerinizde rafine edilmemiş deniz tuzu Ankara masaj salonları kullanmaktır. Bunun için en iyi seçe­nek Kelt deniz tuzu olacaktır. Kelt kelimesi burada, kuzey Fran­sa’nın Britanya kıyılarında bugün hâlâ uygulanmakta olan, eski bir Kuzey Avrupa deniz tuzu toplama yöntemi anlamındadır. Bu yöntem, tüm gerekli elementlerin tuzda ve önemli iz elementleri­nin de sulu tortuda kalmasını sağlar. Salamura su veya “ana içki” olarak bilinen bu sulu tortu, tuz güneş ve rüzgârla kuruyup top­landıktan sonra tuzlada kalan koyu kalmtı sudur. Bu sulu tortu­nun çoğu toplanan deniz tuzunda kalır ve gerçek Kelt deniz tuzu­na, onu sıradan rafine tuzdan ayıran, karakteristik açık gri rengini ve hafif nemini verir. Kelt kelimesi, günümüzde süpermarketlerde bulunan sözde deniz tuzundan farklı olarak, rafine edilmemiş ve doğal olarak toplanmış deniz tuzunu belirtir. Ticari olarak rafine edilmiş deniz tuzu ısıtılır ve ağartılır; genelde kar-beyazı olması ve topaklaşmaması için katkı maddeleri ile işlenir, fakat bu işlem için­deki birçok gerekli besleyici elementi, özellikle de sulu tortudaki hayati iz elementlerini kaybetmesine sebep olur.

Kelt deniz tuzu, içinde her biri Ankara masöz sağlığı için gerekli olan 84 mineral ve iz elementi barındırır. Açık gri renk ve nemli kris­taller, tuzdaki sulu tortunun varlığını belirten izlerdir. Vücuda tüm gerekli mineralleri sağlamanın yanı sıra, detoks ve gençleş­mek için çeşitli faydalar da sunar. İçinde, endüstriyel olarak işlenmiş sofra tuzuna katılan rafine iyottan farklı olarak, vücu­du ortamdaki radyasyonun ve atmosferdeki radyoaktif serpinti­nin zararlı etkilerinden koruyan organik iyot barındır. Kelt deniz tuzundaki mikro-mineraller böbreküstü ve hipofiz bezle­rinin hayati hormonları dengeli salgılamak için gerek duyduk­ları elementleri sağlar. Araştırmalar göstermiştir ki, rafine sofra tuzu kullanıldığında, böbreküstü bezlerinin ve hipofizin salgı düzeyi canlılığı, motivasyonu ve libidoyu düşürecek biçimde azalmaktadır. Günümüzde, dünyada birçok insanın kullandığı denşirme, endüstriyel rafine sofra tuzunun faydadan çok zararı vardır. Bu tuz sinerjik minerallerden, iz elementlerinden ve diğer kofaktörlerinden ayrıştırıldığmda, geriye yüzde 99.99’u sodyum klorür olan denşirme beyaz bir madde kalmaktadır. Günümüzde doktorlar, yüksek tansiyon riskini önlemek için insanlara tuz kullanımını azaltmalarını şiddetle tavsiye etmek­tedir, fakat bu tavsiye sadece, içinde anormal düzeyde yüksek sodyum barındıran ve aşırı sodyumu dengelemek üzere hiç sinerjik kofaktörü bulunmayan, endüstriyel olarak işlenmiş sof­ra tuzu için geçerlidir. Dahası, sofra tuzundaki sodyum sertleş­tirilmiştir, dolayısıyla vücutta çok uzun süre takılıp kalır ve tansiyon problemlerine sebep olur. Kelt deniz tuzundaki sod­yum doğal esnek formunu korur, daha az yoğundur ve vücut­tan daha çabuk çıkar. Ayrıca, sulu tortudaki bazı iz elementleri kandaki ve dokulardaki fazla sodyumu otomatik olarak nötrleş­tirip atılmasını sağladığı için olası problemleri engellerler.

Kelt deniz tuzunu alkalik mineral desteği için kullanmanın yollarından biri, 1/3 çay kaşığı tuzu bir bardak suda seyreltip içmektir. Bu, midede fazla asit olması durumunda da çok işe yarar. Diğer bir yöntem ise, Kelt deniz tuzundan salamura su veya “ana içki” elde etmektir. Bunun için, 2.25 – 4.5 kg ham, açık gri Kelt deniz tuzunu temiz, ağartılmamış, pamuklu kumaştan bir torbaya koyup ağzını bir iple bağlayın. Büyük bir kaba saf kaynak suyu koyup, tuzun bulunduğu torbayı 3-5 dakika bu suya batı­rın. Daha sonra ıslak tuz torbasını seramik veya cam (metal değil) bir kâsenin üstüne asıp akan suyun kâseye dolmasını sağlaym. Kâsede biriken salamura suyu temiz cam şişelere doldurun ve bundan günde birkaç kez 30 mİ alıp saf su ile karıştırarak için.

Magnezyum, insan sağlığı için en gerekli makro-mineraller- den biridir, ancak günümüzde Amerika ve Batı Avrupa’daki en zengin, gelişmiş ülkelerdeki insanlar bile, kritik bir magnezyum eksikliği çekmektedirler. Magnezyum eksikliği kalp problemle­rindeki ana faktördür ve Amerika’daki araştırmalar, ölümcül kalp krizi vakalarının yarısından fazlasının, zamanında yeterli magnezyum takviyesi ile engellenebileceğini göstermiştir. Mag­nezyum eksikliği depresyona, uykusuzluğa, sinir bozuklukları­na ve merkezi sinir sistemi ile ilgili diğer problemlere yol açmaktadır. Magnezyum aynı zamanda, detoks süreci içinde en önemli besleyicilerden biridir, çünkü magnezyum detoks işlemi sırasında ihtiyaç duyulan çok sayıda alkalik enzimin üretimi için gereklidir. O yüzden, günlük hayatta olduğu kadar detoks sırasında da magnezyum desteği tavsiye edilir.

Evde kendiniz, Kelt deniz tuzu ve magnezyum klorit heksa- hidrat kullanarak mükemmel bir magnezyum takviyesi hazırla­yabilirsiniz. 8 gr Kelt deniz tuzunu, 1 İt soğuk suda eritip bir şişeye koyun ve ağzını bir kapakla sıkıca kapatın. Ardından 12 gr magnezyum klorit heksahidratı da 1 İt soğuk suda eritip bir şişeye koyun ve aynı şekilde ağzını kapatın. Kullanmak için bir ölçek tuzlu solüsyonu beş ölçek magnezyumlu solüsyonla karış­tırıp bunu da bir bardak dolusu (250 mİ) olacak şekilde arzu ettiğiniz bir meyve suyu, sebze suyu veya bitkisel çay ile karış­tırın. Herhangi bir detoks programına destek olarak veya mag­nezyum eksikliğinden kaynaklanan problemleri gidermek üze­re, bu karışımı 10 ila 15 gün boyunca sabah ve akşam birer bar­dak olmak üzere için. Günlük beslenme takviyesi olarak kulla­nıldığında sabahları bir bardak yeterli olacaktır. Tuzlu su terapi­si dahilinde, sinüs boşluğunu temizlemek ve buradaki hassas dokuları yenilemek için kullanılan eski bir Hint tekniğine de kısaca göz atalım. Neti geniz duşu diye bilinen bu teknik, sıcak suda eritilen deniz tuzuyla sinüslerin yavaşça yıkanması ve tıkanmaya sebep olan duman, toz ve diğer toksik kalıntıların atılması esasına dayanır. Oldukça canlandırıcı olan bu temizlik, aynı zamanda burundan nefes almayı kolaylaştırdığı gibi, koku duyusunu da iyileştirir ve sinüsleri açar.

Neti geniz duşunu uygulamak için, 350 mİ sıvı alabilecek bir seramik çay fincanına, 2/3 çay kaşığı Kelt deniz tuzu koyup vücut sıcaklığında su ekleyerek karıştırın ve tuzu eritin. Öne eğilerek veya diz çökerek, fincandaki karışımı sol burun deliği­nizden içinize çekmeye başlayın ve başınızı sağa doğru eğerek suyun sol burun deliğinizden sol sinüs boşluğuna ve oradan sağ sinüs boşluğu aracılığıyla sağ burun deliğinize düzenli akışını sağlayın. Karışımın yaklaşık yarısı kullanıldığında, başınızı öbür tarafa çevirip aynı işlemi tekrarlayın. Solüsyonun tamamı bittiğindeyse, öne doğru eğilip başınızı önce aşağı yukarı ve daha sonra sağa sola sallayın, bu sırada geniz boşluğunuzdaki suyu dışarı çıkarmak üzere burun deliklerinizden hava verin.

Ankara masaj salonlari Ankara masaj salonu Ankara masaj Masaj Ankara Ankara Masoz Ankara masaj ilanlari Ankara masaj firsatlari Ankara masaj salonlari | Ankara Masaj | Masaj Ankara | Ankara Masaj Salonu | Ankara Masaj Ilanlari | Ankara Masaj Tavsiye | Ankara Masz | Masaj Salonlari Ankara | Masaj | Masaj Salonu